|
26 January 2012
Dr. Hatem Cabbarlı, Avrasya Güvenlik ve Strateji Araştırmalar Merkezi Başkanı 18 Ocak 2012
Fransa Parlamentosu Alt Kanadı sözde Ermeni soykırımını inkar edenlerin 1 yıl hapis veya 45 bin euro ile cezalandırılmasını öngören kanunu kabul etmesinden sonra Türkiye-Fransa ilişkilerinde ciddi gerginlik yaşanmaktadır. Bu konuyla ilgili bölge ve dünya basınında çeşitli yorumlar yapılmaktadır. 23 Ocak’ta kanun Senato’da görüşülecektir. Senato kanunu kabul ederse, Cumhurbaşkanı Nikola Sarkozy’nin onayına sunulacak ve büyük bir ihtimalle Sarkozy aksatmadan kanunu imzalayacak ve kanun hukuki nitelik kazanacaktır.
Türkiye ile birlikte Azerbaycan da bu konuyla ilgili itirazlarını Fransa’ya bildirdi. Resmiler açıklamalarda bulundu, Fransa’nın Bakü Büyükelçiliği önünde miting ve gösteriler düzenlendi.
Ancak bir bakıma ‘ok yaydan fırlamıştır’ ve bu süreci durdurmak oldukça zordur. Türkiye’de AKP Hükümeti’ne muhaliflere göre Türkiye konuyla ilgili gelişmelerin arkasında kalan bir tutum içerisindedir, Fransa’ya karşı tavır koyabilecek güçte değildir.
Slovenya ve İsviçre’de bu konuda kanun kabul edildiği zaman Türkiye Hükümeti olaylara gerekli hassasiyeti göstermemiş, bu ülkelere yönelik baskı uygulamamıştır. Nedense aynı kanun Fransa’da kabul edildiğinde ise Türkiye daha ciddi tepki göstermeye çalışmıştır.
Ancak ‘Arkadan atılan taş topuğa değer’ atasözünü hatırlayacak olursak, Türkiye ilk defa Slovenya’da ve daha sonra İsviçre’de ermeni soykırımını inkar edenlerin cezalandırılmasını öngören kanun kabul edildiği zaman gereken sert tepkiyi göstermiş olsaydı veya bu kanunun kabul edilmesi engellenebilseydi, büyük bir ihtimalle Fransa bu kanunu parlamento gündemine getirmezdi.
Konuyla ilgili Türkiye Cumhurbaşkanı, Başbakanı ve TBMM Başkanı Fransa Hükümeti ve Senatosu’na tepkilerini dile getirmişlerdir. TBMM Başkanı Cemil Çiçek’in Fransa Senato Başkanı Jean-Pierre Bel’e yazdığı mektup değerlendirildiğinde ise Senato Başkanı’nı caydıracak ifadelerden daha çok ‘suçluluk psikolojisi’ içerisinde olan birisi gibi kaleme alındığı görülmektedir. Çiçek mektubunda tam yedi kere ‘hafıza’ kelimesini çeşitli anlamlarda kullanarak Fransızların unutkanlık hastalığına-Alzheimer’e yakalanmadığı teşhisini koymaya çalışmış, kreşte çocuk terbiye eder gibi mülayim ve kibar ifadeler kullanmış, Cezayir soykırımından tek kelime de bahsetmemiştir. Ve bu arada sanırım Çiçek, Birinci Dünya Savaşı yıllarında Fransızların Adana’da Ermeni silahlı birliklerini de yanlarına alarak Türklere karşı yaptıkları katliamlardan da bahsetmeyi gerekli görmemiştir.
Türk kamu oyu ve sivil toplum kuruluşları Fransa’nın bu tutumu ile ilgili olarak tepkilerini ortaya koymaya çalışmaktadır. Elbette bu takdir edilmelidir ancak yeterli değildir. Çünkü Fransa’ya itirazlar tek merkezden koordine edilmemektedir ve hedefe doğru yönelmektense duygusal tepkiden öteye geçmemektedir. Türkiye’nin itiraz potansiyelinin tamamı bu süreçte kullanılmamaktadır. Ülkede Fransa’ya itiraz edenlerle beraber Türkiye’nin Fransa ile ekonomik ilişkilerini askıya alacağı taktirde kendisinin de ciddi ekonomik sorunlarla ve sermaye kaybı ile karşılaşacağını iddia edenler vardır. Yani kamu oyunda bu konuda tam bir dayanışma hakım değildir ve görünüşe göre olmayacaktır. Özellikle Fransa ile ekonomik ilişkileri bulunan büyük şirketler Türkiye’de karşıt görüşleri gayet rahat şekilde tartışmaya açabilmektedirler.
Durum böyle olunca Türk Hükümeti ve milletinin Fransa Senatosu’nu inkar yasasını kabul etmemeye ikna edecek becerisinin ve isteğinin olması ciddi şekilde tartışılmalıdır. Büyükelçiyi ülkeye geri çağırıp kısa süre sonra geri göndermek çözüm yolu değildir. Diplomatik kurallara göre Büyükelçi geri çağrılırsa, sorun çözülmeden geri dönmez. Hükümet Dışişleri Bakanlığı’na danışarak bu kurumda bulunan tecrübeli diplomatlardan oluşan bir komisyon kurmalı, durum değerlendirilmesi yapılmalı ve Fransa ile bu sorunu çözmek için özel heyet gönderilmeli idi. Hem böylece Hükümet Büyükelçiği geri çağırıp tekrar geri göndererek diplomasi etiğini bozmamış ve gururunu korumuş olurdu.
Müəllif hüquqları qorunur. Saytın materiallarına və bizim istinad etdiyimiz materillara qismən və tamamilə istinad edildiyində mənbə mütləq göstərilməlidir. |


